Aşıklık Geleneği

İslamiyetin öncesi ve sonrası olmak üzere, şiir daima müzikle birliktedir. Enstrümanlar değişebilse dahi, aşıklık geleneğinde, şiir ve müziğin ayrı olması durumu düşünülemez. Bu anlatım ve ifade gücü içerisinde, nüans çok önemli bir yerdedir. Konuşma diline yakın bir anlatım olduğundan, aşıklar anlatılmak isteneni nüanslarla ifade ederek anlatımı güçlendirmektedir. Aşık müziğinde, genellikle bir yöreye ait kalıplaşmış ezgiler kullanılmaktadır. 

1610’da doğmuş olan Albert Bobowski, 1645’te Osmanlıya esir düştükten sonra Enderun meşkhanesinde, on yıl kadar ilim, fikir ve sanat üzerine eğitim almıştır. Burada Türk klasik ve halk musikisini öğrenmiştir. Bu eğitim meşk usulüne dayalıdır, fakat Albert Bobowski, bugün kullandığımız Avrupa nota sistemini bildiğinden, ezbere dayalı bir eğitim sistemiyle öğrendiği bu eserleri, daha sonra notaya almıştır. Notaya aldığı tüm eserleri “Mecmua-i Saz u Söz” yani saz ve söz koleksiyonu anlamına gelen bu eser, içerisinde birçok batı notasıyla yazılmış, Türk musikisi eserleri ile birlikte, aynı zamanda halk musikisi eserlerini de içermektedir. Bu sebeple aşık müziğinin en eski yazılı kaynaklarından kabul edilmektedir. Halk arasında, kulaktan kulağa, ağızdan ağıza geçen, aşıkların icra ettiği eserler dışında, aşık müziği üzerine yazılı kaynaklar oldukça azdır. 

Fahrettin Kırzıoğlu’na göre, “ağır havalar, uzun havalar, ağırlamalar”, aşıklık geleneğinde, Kars yöresinde çalınıp söylenen makamları ifade eden birkaç örnekten biridir. Bu havalar içerisinde 120 çeşit makam olduğunu söylemekte. Bununla birlikte, “orta havalar” 40, “yüngül havalar” 56 olduğunu aktarmış ve üçe ayırarak ifade etmiştir.  

Şeref Taşlıova ise, “ağır sesli divani makamlar” 21, “tecnis makamları” 4, “güzelleme makamları” 12, “orta ve yürük sesli makamlar” 33, “yanık sesli makamlar” 47, “yüksek sesle söylenen makamlar”ı 40 olarak aktarmıştır. 

Doğu Anadolu’da ise 72 makam olduğu söylenmekte. “Divani makamlar” 7, “yanık ve uzun makamlar” 37, “güzelleme ve hareketli makamlar” 13 olarak, Ensar Aslan tarafından aktarılmaktadır.  

Uzun hava tarzında ve konuşur gibi okuma (resitatif) tekniğinin, aşıklık geleneğinin en eski icra biçimlerinden olduğu bilinmektedir. Resitatif olarak okunduğu halde, melodi veya söz yapısı bakımından bir iç ritme sahiptir. Vurgu ve durak yerleri sayesinde, iç ritim bozulduğunda yeniden bir iç düzen sağlanır. Makam kelimesi, halk arasında “kalıp ezgi” olarak bilinmektedir. Bundan dolayı aşıklar, kullandığı kalıp ezgiler için makam ifadesini kullanmaktadır. Bu makamlara verilen isimleri ise aşıklar, okuduğu türkülerde ki anlatılan metnin içeriğine göre belirlemiştir. Atüstü makamı, Civan Ölüren makamı, Osmanlı makamı gibi makam isimleri buna örnektir. Benzer bir örnek olarak, Kars ve Erzurum yörelerinde, aşık makamları veya aşık havaları gibi tabirlerin dışında, “hecevat” ifadesinin kullanıldığı da söylenmektedir. Bu farklı makam isimleri, Türk müziğinde ki makam ifadesiyle ilgili hiçbir bağlantı içermez. Tamamen yöre halkının ortak bir ifade ve tanım olarak belirlediği isimlerden oluşmaktadır. Burada merkezi referans noktası yöre halkıdır. 

Aşık müziği, usta-çırak ilişkisi içerisinde bir eğitim süreci içerir. Söz söylemeye dair tüm teknik ve incelikleri öğrenirler. Aşıklar, eskilerin veya kendilerinin şiirlerini, bahsi geçen ve makam ile ifade edilmekte olan bu ezgi kalıpları üzerine “döşeyerek” icra ederler. Bilmeliyiz ki aşıklık geleneği yalnızca soy bakımından değil, bir aktarım sayesinde de edinilebilir.  Burada önemli olan, bu geleneği sahiplenmek ve aktarabilmektir. Bu duruma örnek olması açısından Aşık Veysel’den bahsedelim. 

Doğrudan aşıklık geleneğinden gelmemiştir Aşık Veysel. Babası, Karaca Ahmet olarak bilinen bir çiftçidir. Aşık Veysel’in görme yetisini kaybetmesinden sonra babası ona bağlama hediye etmiş ve böylece onu müziğe yönlendirmiştir. Molla Hüseyin ve Çamşıhlı Ali gibi aşıklardan etkilenmiştir. Kendisinin ve o dönem halkının duygularını dile getirmiştir. Bununla birlikte köy enstitülerinde ders vermiştir. Geleneğin devamı için burada öğrenciler yetiştirmiştir. Bu vesileyle, onun da isteği üzerine kendisini hatırlamış ve anmış olduk, dostlar beni hatırlasın demişti çünkü. Öyleyse onun bir şiiri ile yazımızı tamamlamış olalım ve unutmayalım ki aşık, sazıyla anlatır anlatmak istediğini, sazıyla hissettirir hissettiklerini, duyduğu acıyı, hüznü, kederi. Halk ile daim olur. Söz ile yaşar, saz ile konuşur aşık, onunla dertleşir. 

Kırk yaşımdan sonra kalbime ilham 
Erişti Mevladan bir ihsan oldu 
Hakkı bilenlere hazırdır her an 
İnkar edenlere sır nihan oldu 
 
Varlık noktasını açık gösterdi 
İradeyi cüz’ün elime verdi 
Hakkı bilen her eşyayı Hak gördü 
Vücudun şehrine o sultan oldu 
 
Sağda solda arşta kürste hem yerde 
Hazırdır münkirin gözünde perde 
Diyen bilmez bilen demez bir ferde 
Akıl ermez sırrı bir süphan oldu 
 
Zahir batın her irenkten görünür 
Gahi doğar amma gahi dulunur 
Nerde baksan orda hazır bulunur 
Kim demiş hakkında lamekan oldu 
 
Nuru ile bu alemi kapladı 
Azimdir kerimdir gafurdur adı 
Sefil Veysel Hak’tan ister muradı 
Muradlar verecek cömertkan oldu

Kaynakça:
Özarslan M. (2001). Aşıklık geleneği içinde aşık müziği ve kimi problemler. Erdem, 13(38), 399-410.

Günay U. (1993). Aşık veysel ve aşık tarzı şiir geleneği, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 10(1), 0-0.

Yazar: Onur Yıldırım
İletişim: yildirimon23@itu.edu.tr

Bir Cevap Yazın

Müziğinden İzinden sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin